HEAVY METAL TARİHİ (sayfa 2/6)

Punk, Rock'N'Roll'un temellerini sarsarken, Heavy Metal, Judas Priest, Queen, Scorpıons, Accept gibi gruplarla geri geldi. Bu akım daha sonraları N.W.O.B.H.M.(New Wave Of Brıtısh Heavy Metal)olarak adlandırıldı. Heavy Metal'deki bu önemli İngiliz istilası kendini Diamond Head, Def Leppard,Iron Maiden, Saxon,Samson, Tygers Of Pan Tang, Venom, Raven ve Sweet Savage gibi gruplarla ilan etti. Bunların arasından Iron Maiden ve Def Leppard çok kalıcı oldular, Judas Priest deri giysileri, metal aksesuarlarıyla, yıllar boyu popüler kaldı. Eski deneyimiyli gruplardan Scorpions "Vırgın Kıller","Lovedrıve","Blackout" gibi albümleriyle hem balladlarda,hem de sert parçalarda kendini kanıtladı . Accept, kendisine has katı müziğini."Breaker","Restless And Wild" gibi albümlerle gösterdi.Ve Queen, Thrash ve Melodik vokal harmonileriyle "Stone Cold Crazy" ve ünlü Rock-Opera karışımı "Bohemia Rhapsody"yle sınırlarını aştı.
Bu arada Iron Maiden, Heavy Metal'in mistik imajını geri getirdi, o zamana göre en sert riflerini içeren "Killers","Pıece Of Mind" ve "Powerslave" gibi albümleri yaptılar. Iron Maiden Hard Rock sahnesini yöneten, en sert grup olarak yıllar boyu kaldı, ta ki Metallica gelene kadar. Iron Maiden ,uyumlu ve görkemli gitar rifleri ve gök gürültüsü gibi Bas'lar kullanırken (Bu kombinasyon klasik Heavy Metal olarak adlandırılır). Venom "Welcome to hell" ve "Black Metal" gibi klasikleşen albümleriyle gerçek anlamda Thrash Metal'i başlattı. Böylece aynı zamanda Death Metal'in de ilk sinyallerinide verdi. Venom, zamanının en ateşli grubu oldu. Motorhead ,Judas Prıest, Stained Class ve Riot gibi gruplarla birlikte Venom'da yeni gelenlere ilham kaynagı oldu.Metallica, Slayer ve Mantas (sonradan Death ismini aldı) gibi gruplar bu ilhamla kendilerine özgü hızlı ve agresif müziklerini oluşturdular.
İngiltere'den kaynaklanan bu akımlara Amerika, 1980'lerin Pop/Glam Metal patlamasıyla cevap verdi. Van Halen, 1978'de kuruldu ve 1980'lerde dünya çapında bir grup oldu. Eddie Van Halen'in gitar sihirbazlığıyla David Lee Roth'un vahşi show'larıyla bütün dünyayı etkiledi. Protatip bir grup olarak kurulan Journey 1972'deki kuruluşundan itibaren milyonlarca sattı ve kendilerine özgü klavye kaynaklı Metal'i gündeme getirdi. Daha sonra , Angel, Foreigner ve Mountrose gibi gruplar Amerika'dan çıkıp bütün dünyaya mal oldular. Fakat Amerika'nın asıl çıkışı 1980'lerin başında Mötley Crüe ve Ratt'la oldu. Bu iki Los Angeles'li grubun Sweet ve T-Rex gibi kıdemli gruplardan etkilenimle oluşturdukları parçalarıyla büyük ün sağladılar. Her iki grupta aynı zamanda Alice Cooper, David Bowie, New York Dols, Kiss ve Gary Glitter gibi grupların glam imajından etkilendiler. Bu iki grup Glam Metal grupları arasında, deri giysileriyle , sahne makyajlarıyla, baş bantlarıyla ve kullandıkları metal aksesuarlarıyla en uç noktaya vardılar. Mötley Crüe, 1980'lerin belki de en önemli Glam/Pop-Metal grubu oldu.Ve 1983'te "Shot at the devil" albümüyle Los Angeles'taki metal patlamasını başlattı ve aynı zamanda Heavy Metal'i ticari hale getirdi. Aynı zamanda Ratt ve ondan eski Twisted Sister ve Quıet Riot "Round and round","We're not gonna take ıt","Cum on feel the noıze" gibi dünyaca ünlü çalışmalar çıkardılar.
Bon Jovi, her albümde milyonlarca satarak ve hit üzerine hit balladlar çıkararak, Def Leppard'dan sonra en başarılı ikinci metal grubu oldu. "Slippery When Wet" ve "New Jersey" albümleri Def Leppard'ın "Pyromania"ve "Hysteria" sından sonra tüm dünyada kasırga gibi estiler.Bu iki grup metalin, sertliğiyle popun yaygınlığını ve erişebilirliğini mükemmel bir biçimde dengelediler, o günlerin MTV'den etkilenen gençliğine mükemmel bir karışım sundular.
Bu arada Mötley Crüe ve Ratt kendilerine özğü müziklerini her albümde yenileyerek Glam/Pop Metal'in karanlık yüzünde uzun süreli bir başarı sağladılar. Bu gruplar çok daha fazlasını vererek Kix, Faster Pussycat ve L.A Guns gibi grupların başarısını gölğelediler. Bu gruplar güçlü materyallerine rağmen hakkettikleri yere gelemezken Kiss "Heavens on fire" gibi parçalarla Glam/Pop Metal dünyasının kurallarına uymayı başardı. Daha sonra Glam/Pop Metal patlaması daha sert, yada daha klasik gruplarıda Thunder, GUN, Jackyl gibi grupları yuttu, Cult ve Jackyl ayakta kalmayı başardılar.
Sonunda Glam/pop Metal çok fazla kolay bulunur oldu ve gösterişsiz hale geldiki yeniden canlandırılması gerekti.Whitesnake gibi genel olarak başarılı Hard Rock-Glam Metal grupları bile tüm tecrübelerine rağmen zor durumda kaldılar. Sadece , en güçlü ve en iyi gruplar kalabilecekti, Bon Jovi, Def Leppard ve Mötley Crüe gibi. Glam/Pop Metal dünyası, yeni bir tür gruba ihtiyaç duyuyordu. Diğerleri kadar cilalı ve ulaşılabilir olmayan,ucuz ve pis sokaklardan gelen, bir gruba ihtiyaç duyuyordu.
Guns'N'Roses, Glam / Pop Metal dünyasının tam istediği standartlardaydı.  "Appetite for destruction" Slash'in Blues vari gitarıyla Axl Rose 'un vokaliyle, kurulmut kaba ve agresif bir albümdü.
Guns'N'Roses "Welcome to jungle","Nıght train","My Michelle", "Swett chıld O'mine" gibi parçalarla birden bire ilgi çekti. Guns'N'Roses, Glam/Pop Metal'i ticari olarak tüketilmekten kurtardı ve Mötley Crüe'yla birlikte uzun süre Glam/Pop Metal dünyasına hükmetti. Bu arada Bon Jovi ve Def Leppard uzun süren aralar verdiler.
Guns'N'Roses'ın gelişi yeni kolay bulunur grupların gelmesini engellemedi. Poison ve Warrant bunlardan en iyi iki gruptur. Komple yeni birşey ortaya koymadıkları halde şarkıları orjinalve hatırda kalıcıydı. White Lion'da başka bir önemli Glam/Pop Metal çıkışı oldu. Grubun bazı parçaları basmakalıp olmasına rağmen bir çok parçaları çok etkileyiciydi, özellikle; "Lights and thunder","Cry for freedom","If my mind is evil" ve "Leave me alone". Bu arada daha Blues vari çizgide , Cinderella ve Tesla daha açık sözlü rock albümleri yaptılar. Ve etraftaki Glam imajından uzak durmaya çalıştılar. Daha deneyimli Dokken'da George Lynch'in sert ve teknik müzisyenliğiyle güçlü bir Glam/Pop Metal çıkışı oldu. Europe melodik baş yapıtı "The final countdown"la liste başı olurken, Stryper,Winger,GreatWhite, Mr.Big, Bad English, Damn Yankees, Slaughter, Glam/Pop Metal'in önemli unsurlarıydı. Tercihan hatırlanan başarılı gruplardan biri olarak Skid Row'da vardı. Fakat ilk albümlerinin başarısına rağmen Skid Row kadrosu, daha sert temellere giderek batarılarını riske soktular.
Glam/Pop Metal'in dünyayı sarstığı sıralarda, Motorhead ve Venom gibi grupların fanları metal'in gittikçe yumuşadığını gördükçe panik olmaya başladılar. Ancak Thrash, Speed ve Power Metal'in ani çıkışıyla biraz olsun rahatladılar . Bu konuda da Metallica başı çekmekteydi. Metallica farklı rifleri biraraya getirirken, yırtıcı vokaller ön plana çıkıyor ve davulda Twin-Pedal da devreye giriyordu. Kısa süre sonra Mercyful Fate ve Exodus da Metallica'yı takip ettiler ve sert metal dinleyicilerini bir araya getirdiler.
Aynı dönemde üç yeni grup daha bu akıma destek verdi; Slayer, Anthrax ve Megadeth. Metallica'nın eski gitaristi Dave Mustaine, tarafından kurulan Megadeth, daha sonra Techno-Thrash olarakta adlandırılan, karışık rifler ve tempo değişiklikleri içeren bir türü yapmaya başladılar. Bu arada Anthrax da daha sert ve rithm'lerle ilgileniyor ve Rap unsurlarınıda deneysel olarak kullanıyordu. Aynı dönemde Slayer ise dönemin en sert sayılabilecek riflerini grup üyelerinin satanik imajlarıyla birleştiriyordu. Daha sonraları Suicidal Tendencies'in de "Light Camera Revolution" isimli parçalarında da olduğu gibi yakın çalışmaları olmuştu. Ve grup Punk, Alternativ ve Rap müziklerinide vokalist Mike Muir'in "Ekstrovert" tavırlarıyla bu akıma dahil ediliyordu. Yine aynı dönemde Testament grubunun "Practice what you preach" adlı albümüyleriyle 1980'li yılların ortalarında ticari başarıyı yakaladıklarını gözlüyoruz.
Bu dönem eğer Underground çabalar olmasa ve grup demoları dünya çapında başarı sağlamasa, çok kısa sürecekti. İşte bu dönemde Exciter, Overkill, Nuclear Assault, Dark Angel, Destroyer gibi gruplar Thrash Undergroundu sayesinde tanındı ve büyük sayıda bir dinleyici kitlesine Underground aracılıgı ile ulaştı. Yine de Thrash Metal hak ettiği tepkiyi alamadı.
Nihayet Metallica'nın "Master of puppets"ı ile Speed Metal adını iyice duyurmaya ve bu da beraberinde Slayer, Anthrax ve Megadeth gibi grupların iyice tanınmasına ön ayak oldu ki bu gelişmelerle Power Metal'in de önemli bir yeri oluşmaya başladı. Glam/Pop Metal'e cevap Heavy Metal'in Brutal bir formatıyla gelmişti. Aynı dönemde Metal Church, Coroner, Flotsam And Jetsam, Wratchild Amerika, Sacred Reich ve Anvil albümleri ve orjinalliklerine rağmen hak ettikleri başarıyı sağlayamadılar. Voivod'sa daha Progresive bir Speed Metal'e doğru yönelince gözden düşmeye başladı. Takip eden dönemde Angel Dust daha istikrarlı bir sound yarattı.
Speed Metal daha sonraları en uç örneklerden biri olarak gösterilecek olan yeni bir türü de beraberinde getirdi; Death Metal . Hellhammer, Death, Possessed ve Bathory'nin parçaları bu türün ilk örnekleri olarak karşımıza çıktı. Gitarlar mümkün olabildiği kadar sertleşirken, tempo değişiklikleri kaplumbağa hızında, tren hızına kadar değişiyordu. Bu yüzden Twin-Pedal davulcular için bir mutlak haline gelirken, vokalistler de pek akıllıca olmasada çığlıktan, böğürmeye kadar değişkenlik gösteren bir tarz sergilemeye başladılar. Venom'un "Welcome to hell"i Death Metal'in yükselitinin habercisi gibiydi ve bu yükseliti Celtic Frost, Sodom ve Kreator gibi gruplar sürdürdü. Ama bazı metal gruplarının Metalcore'a olan ilgisi Death Metal'i gözden düşürmeye başladı.
Bu dütütü telafi etmek için Sepultura, Obituary ve Morbid Angel yeni çalışmalara imza attılar ve bu sayede Death Metal önemli ve kuvvetli Metal dallarından biri olmaya başladı. Bu sayede de eski gruplar silinmeye başlarken, yeni gruplarda ortaya çıkmaya başladı ; Carcass, Dismember, Benediction, Malevolent, Creation, Hypocrisy, Fudge Tunnel, Entombed, Edge Of Sanity ve Pan-Thy-Monium ve daha progresive olan; Pestilence, Atheist, Believer ve Cynic. Yine de bir süre sonra Death Metal tekrara başladı ve Morbid Angel ve Deicide gibi gruplar dışında bir çoğu tekrara giderken Death Metal'in mezarını daha da derinleştirdiler.
1980'li yılların ikinci yarısında Death Metal'in en değişik ve radikal uzantısı ortaya çıktı; Grindcore. Grindcore kısa sürede farklı ve orjinal bir hal alarak farklı bir tür haline geldi. En önemli gruplardan biri olarak Grindcore'u kullanan Napalm Death oldu. Scurn, Harmony Corrupted ve Utopia Banished'in çalışmaları buna örnektir. Çoğu zaman Heavy Metal'in öncülerinden biri olarak adlandırılan bu türün, müziği alaşağı eden tutumu ve bu anlamdaki radikalliği Grindcore'un müzik olup olmadığının tartışmasına bile yol açtı. ConnibalCorpse ve Scorn gibi gruplar bu türü iyice benimserken, Carcass, Godflesh, Treponem Pal ve Pitchshifter gibi gruplarsa daha az radikal tutum sergiliyerek bu türden uzaklaşmaya başladılar.
Bu sırada, diğer tarafta Death Metal'in yeni bir uzantısı olan ve daha melodik gibi görünen, biraz gürültülü ama gelecek vaad eden Black Metal üretilmeye başlandı. Daha fazla deneyselliğe açık olan ve daha melodik gözüken bu tür kısa sürede grupların ilgisini çekti ve söz konusu grupların yoğun Metal tarzlarından daha melodik olan Black Metal'e kaydıklarını görüyoruz. Samael, Satyricon, Cradle Of Filth ve Moonspell bunun en güzel örneklerindendir ki bu gruplar müziklerine bir çok yeni unsurlar kattılar (Klasik, Flamenco, Folklorik Avrupa Müziği, Synthisizers, Bayan Vokalleri , Böğürmeyen Vokaller ve Çığlık Vokaller).
1990'ların başlarında , Tiamat, Therion, Sentenced ve Cemetary daha önce sergiledikleri Death Metal sound'undan uzaklatarak daha progresive, doom ve klasik metal türleri içeren yeni bir tarz sergilediler. Bu da diğer grupların bu türe ilgisiyle farklı , zor ve karmaşık bir Death Metal içeriği oluşturdu. At The Gates, Dark Tranquillity ve In Flames gibi İsveç'li gruplar bu dönemde Death Metal'e buluşçu ve teknik anlamda ki yaklaşımları ile büyük katkıda bulundular. Onları takip eden Emperor ve senfonik katkılarıyla, Arcturus ve Dimmu Borgir gibi gruplarda Black Metal'in Death Metal'i anımsatmada ne kadar önemli olduğunu gösteren çalışmalar yaptılar.
Death Metal'in, Thrash Metal'den çıktığı ve mümkün olduğu kadar hızlı çalmanın gruplar arasında moda olduğu bu dönemde bazı müzisyenlerin daha yavaş müzik arayışlarına girdiği ve bir zaman yokolmaya yüz tutan Doom Metal'i denediği görüldü. Witchfinder General, Trouble ve Saint Vitus, Black Sabbath'tan bu yana Metal'e slow yaklaşımda bulunan ve Heavy Riflerle blues etkisini birleştiren belkide en iyi gruplar arasında yer alıyordu. Twin Gitar imajıyla ortaya çıkan Trouble'sa hak ettiği ilgiyi sağlayamadı. Witchfynde, Angel Witch, Candlemass, Obssessed ve Dream Death'de bu gruplar arasında yer alırken, eski Death, Thrash ve Punk gruplarının üyelerinden kurulu olan iki grup Doom Metal'i tekrar gündeme getirdi ; Paradise Lost ve Cathedral.

Başa Dön


 

 

Copyright 2003 © Rock Station - Webmaster