| HEAVY
METAL TARİHİ (sayfa 3/6) Paradise
Lost "Gothic" albümünde orkestral klavyeler ve gitar rif'lerini kullanırken,
Cathedral, daha modern bir Black Sabbath sound'unu deneyerek böğürmeden, çığlıga
kadar etkili vokalleri kullandı. Bu iki grubun etkisi ve başarısı ile, bir çok
yeni grup bu türü denemek için piyasaya çıktı ve Doom Metal farklı deneyişlerin
etkisi altında kaldı ; Orkestral denemeler, operatik vokaller, Death Metal'in
yoğunluğu ve söyleme tarzı, bayan vokalistler ve onların ruhani ve duygusal yanları
gibi. Daha Death gibi gözüken , Sorrow, Crematory ve Winter, Sabbath vari Count
Raven, Sleep, Internal Void ve Iron Man daha Ortodoks gözükeni, Solitude Aeturnes
ve Memento Mori, büyüyen My Dying Brade ve Anathema, Metal dünyasında her geçen
gün daha büyük çıkışlar yapmaya başladılar. Buna rağmen Doom Metal, Metal dinleyicisinin
ilgisini azaltması yüzünden yavaş yavaş etkisini kaybetmeye başladı. Samhain
ve Danzig'den sorumlu, Glenn Danzig ortaya çıktı. "November Coming Fire"ın
çıkışından sonra, Danzig, Samhain'i dağıttı ve Melodikten Power'a kadar uzanan
etkilerle dolu debut albümü "Danzig I "i yarattı. Bu değerli müzikal
stil Black Sabbath' ın ilk zamanlarında ki kadar açık satanik imaj, dört albümden
sonra sona erdi ; Bu sona eriş sadece 90'ların endüstriyel metal eğilimlerine
ayak uydurmamak içindi. Daha önce bahsettiğimiz grupların bir çoğu Loudness,
King Diamond ve Mercyful Mate gibi daha geleneksel progresive kaygılarla ama hırıltıları
ve geniş oktavlı ses genişliğini kullanmaya devam ederek Speed Metal'den biraz
uzaklaştı, ancak Jopanların muhtetem grubu Loudness 80'lerden bu yana "Thunder
in the east"ve"Soldier of fortune" gibi güçlü albümleriyle ödünsüz
ilerlediler. Gwar, Haunted Garage ve Green Jelly gibi geri kalanlarsa müzikten
daha ziyade sahne show'ları, kostümler ve video klip gibi görsel malzemelerin
üzerine daha çok eğilerek daha yaygın "Rock Shock" tarzını oluşturdular.
Tabii ki sivil ve resmi bir çok sansür kurulunuda harekete geçirdiler. Heavy
Metal kendini yenilerken bir çok müzisyen Heavy'nin karakteristik vokallerini
ikincil plana itti, hatta tamamen enstrümental ürünler ortaya çıkarmaya başladılar.
Yngwıe Malmsteen, Joe Satriani ve onun öğrencisi Steve Vai bunlardan bir kaçıdır.
Gitaristlerin, gitaristi olarak bilinen Satriani "Surfing with the alien"ve
"The extremist" gibi üstün yapıtlar ortaya koyarken, Frank Zappa ve
Whitesnake gruplarında da kariyerinin önemli adımları atmıştı. Bu arada Yngwie
Malmsteen ise klasik müzik ve heavy'nin inanılmaz sentezini ortaya koydu.
Ancak egoist ve benmerkezcil tavırlarıyla kişilik olarak insanları kendisinden
soğuttu. Basçı Stu Hamm, Scorpıons'un davulcusu Herman Rarebell, gitarist Eric
Johnson, Ritchie Kotzen ve Steve Morse gibi pek çok yetenekli müzisyenlerde kendi
solo albümleriyle adlarını duyurdular. İşte bu enstrümental çeşitlilik ve teknik
gelişimlerle Heavy Metal'i yeniden ateşlediler ama yine de ticari ve medyatik
olamadılar. Thrash ve Glam/Pop Metal'in en canlı zamanlarında, 80'lerdeki
Rush yaklaşımı ve 70'lerin sonundaki progresive tatla yeni bir sound yakalayan
Queensryche ve Fates Warning ne yazık ki o zamanların popularitesini tam olarak
yakalayamadılar. Queensryche daha ticari kaygılarla çıkarttıkları single "Eye
of a stranger"ve"Operation Mindcrime" grubun gerçek yapısını dinleyici
bazında sağlamlaştırdı. Daha sonra çıkarttıkları "Empire" albümü bir
milyonun üzerinde satarken "Sılend Lucidity" ile grup maximum verime
ulaştı. Fates Warning'de ticari kaygılardan bir an önce sıyrılıp "A waken
the guardian"ve"Perfect Symnetry" albümlerini güçlü bir sound'la
ortaya çıkardı. Bu arada progresive tarzında Crimson Glory ve Heavy Metal rif'leriyle
vokal melodilerinin mükemmel sentezini yapan King's X (daha sonra Galactic Cowboys
olarak çok daha sert bir şekilde yollarına devam ettiler) daha teknik, daha kompleks
ama daha virtiözik bir anlayışla çıkardıkları ürünler yeni çıkan bir çok grubun
gerçek Heavy Metal sound'una dönmesine yada bu sound'da yeni gruplar kurmalarına
öncü olmuşlardı. Queensryhe, Fates Warning ve Rush kompleks müziklerini entellektüel,
felsefik ve bilim kurgu lirikleriyle beslerken bir çok genç müzisyende Heavy Metal
ve Punk Rock'ın evliliğinden oluşan Hardcore'u olutturdular. Hardcore basit rifler
ve politik liriklerle bir yandan Punk'ı çağrıştırırken, düzenleme ve sound olarak
gerçek Heavy Metal kokuyordu. Washington DC ve New York'ta bu anlayış gerçekten
çok yaygınlaştı. Bu grupların içinde "Bad Brains" hiç kutkusuz Jazz'dan
Reggea'ye, Metal'den Punk'a uzanan geniş yelpazesiyle bir Hardcore baş yapıtı
olan "Against I and rock for lıght" albümünü piyasaya sürdü. Bu arada
Los Angeles'te Black Flag "I've heard it all before don't wanna hear it again
!" albümüyle dünyayı ateşe veriyordu. Henry Rollins ve Greg Ginn's ortaklığıda
"Damaged" gibi güçlü bir albümün doğuşuna tanıklık ediyordu. Dead Kennedys
politik yaklaşımla Jello Biafra lider tavrı ve Minor Threat'ın başkaldıran ve
asi tarzı Hardcore'un yapı taşlarını oluşturdu. Circle Jerks, DOA, Hüsker Dü,
Murphy's Law, Reagan Youth, Antidote, Agnostic Front, War Zone, Gorilla Biscuits,
The Cro-Mags, Youth Of Today, Sick Of It All, Laughing Hyenas ve Life Of Agony
gibi bir çok grup yükselen değer olan Glam/Pop Metal'e karşı yakılan ateşe karşı
benzin eklemeye devam ettiler. Black Flag ve Bad Brains'in oldukça radikal
tarzı ve imajıyla bir çok grup Hardcore'u, Heavy Metal sınırları içerisinde kabul
ettiler. Ancak boşalma çabuk oldu,"Burada anlamsız hiç bir şey göremezsiniz"
mantığı sönüşün başlaması oldu. D.R.I.'nin (Dirty Rotten Imbeciles),"Crossover"ve
Definition While Corrosion Of Conformity'nin "Eye For An Eye" ve "Animosity"
albümleri Heavy Metal dinleyicilerinin dikkatini çekiyordu. Billy Milano, Anthrax,
Nuclear Assault'ın elemanları ve S.O.D. (Stormtroopers Of Death) Metalcore tarzının
en büyük gruplarıydı. Hardcore her nasılsa Fugazi, Jesus Lizard, Madball ve Biohazard
gibi gruplarla hala yaşatılmaya çalışılıyor. 80'lerin son yarısında Heavy
Metal'in bir kolu daha ticarileşmeye başlamıştı." Endüstriyel Metal, Elektronik
Enstrümanlar, Synthesizers ve Drum Machine"lerle insanların begenisini daha
ziyade popüler zihniyetin beğenisini kazandı. Aslında 80'lerin başında Swars ve
Killing Joke gibi iki grup bu müziği yaratırlarken, bunları düşünmüyorlardı herhalde.
Daha sonraları Skinny Puppy, Controlled Bleeding ve KMFDM (Kein Mehrheit Für Die
Mitleid), Cop Shoot Cop, Godflesh gibi bir çok grup piyasaya çıktı. Al Jourgensen's,
Ministry'nin "Twitch and the mind is a terrible thing to taste"le birlikte,
Endüstriyel Metal'in son perdesi inmit oldu. Seksenlerin sonu hızla yaklaşıyor
ve metal yine yoğun bir müzik türü haline geliyordu. Yine Glam/Pop ve Thrash Metal
gruplarının sound'ları kulaklara hep aynı geliyor ve eskilerden de sadece bir
kaç tanesi devam ediyordu. Def Leppard ve Bon Jovi'nin yokluğunda müzik dünyasını
Metallica'yla beraber Mötley Crüe ve Guns'N'Roses yönetiyordu. Gruplar geçmişte
yapılanları tekrarladıkça, Thrash dünyası hızla geriliyordu. Megadeth ve Metallica'da
yavaşladılar ve yaklaşımlarına göre farklı derecelerde yumuşadılar. Death ve Doom
Metal yeniden canlanmıştı, ama Speed ve Glam'in kurtarıcıya ihtiyacı vardı.
Pantera sayesinde güçlü bir yükseliş yaşandı. Pantera Thrash Metal'i tamamen değiştirdi.
Hız artık temel değildi, vokalist Phil Anselmo'nun "Power Groove" dediği
şeydi temel olan. Rif'ler Death Metal'in homurtulu veya aşırı derecede alçak tonlu
ve distortion'lu gitarlarına gerek olmadan, alışılmadık biçimde ağırlaşmışlardı.
Rithmler daha çok ağır bir çizğiye dayanıyordu ve vokaller tiz çığlıklarve hırlamalar
karışımına dönüştü. Bütün bunlar Speed Metal'i doksanlı yıllar için tazelemişti.
Fakat Glam/Pop Metal'i bir kötü kader daha bekliyordu oda ; Alternatif Müziğin
ellerinde ölüm. Alternatif müziğin kökleri Neil Young'ın "Crazy House"una
dayanır. Öyle ki Ventures ve Velvet Underground gibi gruplardan daha önce , esas
yenilikçiler Living Colour, Jane's Addiction ve Faith No More'dur. İlki heavy
Metal, Jazz, Blues, Rap, Funk, Hardcore ve bir miktar siyah kültürünün eksantirik
karışımıydı, ikincisi çoğunlukla yetmişlerden etkilenmiş ve Perry Farrel'in yüksek
perdeli haykırışlarıyla kendi belirğin sound'unu oluşturmuştu. Faith No More'a
gelince, üyeleri ustaca albümler yapmak için kendilerine elverişli gelen her müzik
türünü kullanmış ve ikinci solistleri Mike Patton'un vahşi çığlıklarıyla kaynaştırmışlardı.
Daha sonra Scatterbrain, Mr.Bungle ve Mindfunk tarafından bir stil kabul edilip
geliştirildi. Bu gruplar gerçekletmek üzere olan "Alternatif Rock"
patlamasından önce gayet başarılıydı ve harekete geçmekte olan diğer grupları
gizlemişti. Bu gruplar arasında Hardcore'dan etkilenmiş Sonic Youth, hiperaktif
Fishbone, İrlandalı Therapy ve Seattle'lı Melvins, Tad ve Mudhoney vardı. Tabi
ki Mother Love Bone'da vardı ama göze çarpan müziğine rağmen, bu grup hiç bir
zaman fazla üne kavuşmadı. Derken Nirvana "Smells like teen spirit"
isimli parçasıyla trend müzik dünyasını sarstı. Kolay bulunur basit melodilerle
Punk öfkesinin karışımı, yeni bir şeyler dinlemeye hevesli hayran kitlesini çabucak
topladı. Kurt Cobain'in üzüntülü lirikleri milyonlarca Generotion X gencini etkilemitti.
Bu gençler eski Glam Metal yıldızlarının artık yapacak bir şeyleri kalmadığını;
gösteriş ve seksin artık gerçeklik olmadığını düşünüyorlardı. 1994'te Cobain'in
ölümüne kadar Nirvana üyeleri MTV'nin sevgilisiydiler ve Los Angeles'taki Heavy
Metal sahnesine alınarak, güya Seattle sahnesinin desteklenmesine yardımcı oldular.
Grunge dalgası ticari alanda o kadar kuvvetliydi ki alternatif rock grupları bütün
dünyada yükselmeye başlamışlardı. Çok az grup orjinal stillerine sadık kalmışlardı.
The Black Crowers ve The Four Horsemen gibi gruplar, altmışların Blues'lu Rock'ını
canlandırdılar. Prıde And Glory'nin güneyden etkilenmiş rock stili vardı ve Love/Hate,
The Almighty ve son derece politik Warrıor Soul daha açık bir Heavy Metal stiline
devam ettiler. Başa
Dön |